Dinimizde itaat ne demek ?

Yildiz

New member
İnsan insandır.

Kişilikler çeşitlidir.

Dolayısıyla aile içindeki itaat meselesini cinsiyet klişelerine sıkıştırmak yerine karşılıklı sorumluluk, adalet, sevgi, güven ve meşru sınırlar üzerinden değerlendirmek daha sağlıklıdır.

Bir eş diğerinden sürekli “itaat” bekliyor ama kendisi karşı tarafın fikrini dinlemiyorsa burada kelimenin ruhu kayboluyor.

İtaat, bencilliğin ruhsatı değildir.

Erkeklerin Çözüm Odaklı, Kadınların İlişki Odaklı Olması Meselesi

Bu konuya biraz farklı açıdan bakabiliriz.

Bazı erkekler problemlere hızlıca çözüm üretmeyi sever. “Tamam, sorun belli. Şimdi ne yapacağız?” diye yaklaşırlar.

Bazı kadınlar ise aynı meselede önce insanların ne hissettiğine bakabilir. “Tamam ama bu konuşmadan sonra herkes nasıl hissedecek?” diye düşünebilir.

Fakat bunları biyolojik bir kader veya değişmez cinsiyet özelliği gibi görmek doğru olmaz.

Çünkü hayatta bunun yüzlerce istisnası vardır.

Kadın bir mühendis kriz anında son derece stratejik davranabilir. Erkek bir öğretmen aile içindeki duygusal dengeleri herkesten önce fark edebilir. Bir erkek hem bütçe planını yapıp hem de arkadaşının moralini önemseyebilir. Bir kadın hem son derece analitik düşünüp hem de ilişkilerde hassas davranabilir.

Asıl güzel olan, bu farklı yaklaşımların çatışmak yerine birbirini tamamlamasıdır.

Bir ailede biri “Çözüm ne?” diye sorarken diğerinin “Bu çözüm insanları nasıl etkileyecek?” diye sorması aslında büyük bir avantajdır.

İtaat de burada kör bir hiyerarşi değil, ortak sorumluluğun içinde doğruyu bulma çabası olarak düşünülebilir.

İtaat ile Kölelik Arasındaki Fark

İtaat konusunda belki de en kritik ayrım budur.

İtaat eden kişi kendi iradesini tamamen kaybetmez.

Kölelik mantığında kişi başkasının iradesine bütünüyle teslim edilir.

İslami itaat anlayışında ise insanın Allah karşısındaki kulluğu merkezîdir. İnsanlara yönelik itaat ise belirli meşru çerçeveler içerisinde değerlendirilir.

Bu nedenle birinin “Ben senin eşinim, o yüzden bana her konuda itaat edeceksin” demesi dinî bir kavramı kişisel iktidar aracına dönüştürme riski taşır.

Aynı şekilde bir yöneticinin “Ben makam sahibiyim, dolayısıyla ne istersem yapılmalı” demesi de doğru değildir.

Nisâ sûresi 59. ayet, anlaşmazlık halinde meselenin Allah ve Resûlüne götürülmesini özellikle zikreder. Bu, otoritenin sınırsız ve denetimsiz olmadığına dair önemli bir çerçeve sunar. Diyanet Kuranı

“Benden Büyük, O Halde Haklı” Mantığı İslam’da Geçerli mi?

Hayır, sırf birinin yaşının büyük olması, makamının yüksek olması veya toplumda itibarlı olması onun her konuda haklı olduğu anlamına gelmez.

Bu ayrımı günlük hayatta da görüyoruz.

Bir şirket müdürü çok başarılı olabilir ama muhasebe konusunda hata yapabilir.

Bir öğretmen çok değerli olabilir ama her konuda uzman olmayabilir.

Bir baba ailesi için yıllarca fedakârlık etmiş olabilir ama bazı kararlarında yanılabilir.

Bir anne çocuğunu çok seviyor olabilir ama onun adına her kararı verme hakkına sahip değildir.

Saygı başka, yanılmazlık başka.

İtaat başka, kişiliği teslim etmek başka.

Bu ayrımları yapamadığımızda dinî kavramlar kolayca aile içi veya sosyal baskı aracına dönüşebilir.

İtaat Etmek Bazen Neden Zor Geliyor?

Çünkü insanın nefsi var.

Hepimiz “Ben bilirim” duygusuna zaman zaman kapılabiliyoruz.

Birisi bize yanlışımızı gösterdiğinde içimizden küçük bir avukat çıkıyor:

“Ben aslında onu öyle demek istemedim.”

Sonra ikinci avukat geliyor:

“Zaten herkes böyle yapıyor.”

Üçüncüsü de dosyayı kapatıyor:

“Boş ver, Allah affeder.”

İnsan kendisini haklı çıkarmak konusunda şaşırtıcı derecede yaratıcı olabiliyor.

İtaat burada insanın egosuyla da mücadele etmesini gerektiriyor.

Çünkü gerçek anlamda Allah’a itaat etmek, gerektiğinde kendi arzusunun yanlış olabileceğini kabul edebilmektir.

Bazen “Ben istiyorum” ile “Doğru olan bu” arasında ciddi bir mesafe vardır.

İtaatin En Güzel Sonucu: Karakter İnşa Etmesi

Bence itaatin en önemli taraflarından biri burada ortaya çıkıyor.

İtaat yalnızca belirli emirleri yerine getirmek değil, insanda bir karakter oluşturma sürecidir.

Düzenli ibadet eden kişi disiplin öğrenebilir.

Kul hakkına dikkat eden kişi adalet duygusunu güçlendirebilir.

Anne-babasına iyi davranan kişi vefa öğrenebilir.

Emanete sahip çıkan kişi güvenilirliği önemseyebilir.

Öfkesini kontrol eden kişi sabrı geliştirebilir.

Yani dinî itaatin hedefi yalnızca “yapılması gerekenler listesini tamamlamak” değildir.

Bir bakıma insanın iç dünyasını eğitmesidir.

Bu yüzden şu soru oldukça düşündürücü:

Bir insan dinî açıdan çok şey yapıyor ama çevresindeki insanlara sürekli zarar veriyorsa, yaptığı ibadetlerin ahlaki etkisini yeniden düşünmesi gerekmez mi?

Bu soru kimseyi yargılamak için değil, hepimizi kendimize bakmaya çağırmak için sorulabilir.

İtaat Etmek ile Güvenmek Arasındaki İlişki

İtaatin içinde güven de vardır.

Bir Müslüman Allah’ın emirlerine uyarken yalnızca “Ceza alırım” düşüncesiyle hareket etmez. Allah’ın hikmetine, adaletine ve rahmetine güven duyar.

Bu yüzden itaat korkudan ibaret değildir.

Sevgi de vardır.

Umut da vardır.

Sorumluluk da vardır.

Bilgi arayışı da vardır.

İnsan bazen anlamakta zorlandığı bir konuda bile dinin temel çerçevesine güvenebilir. Fakat bu, araştırmayı bırakması gerektiği anlamına gelmez.

Aksine sağlam bir iman ile sağlam bilgi birbirine düşman olmak zorunda değildir.

Forumda Tartışmaya Değer Birkaç Soru

İtaat konusunu sadece teorik bırakmamak için birkaç soru ortaya atalım:

İtaat sizce daha çok korkudan mı, sevgiden mi doğmalı?

Bir insanın anne-babasına saygı göstermesi ile her dediğini yapması arasındaki sınır nerede başlar?

Eşler arasında “itaat” kelimesinin kullanılması sizce hangi durumlarda anlamlı, hangi durumlarda yanlış anlaşılmaya müsait?

Dinî bir konuda “Büyüklerim böyle söylüyor” demek yeterli bir gerekçe midir?

İtaat ile sorgulama birbirinin zıddı mıdır?

Bir insan Allah’a itaat ettiğini söylüyorsa bunun günlük karakterinde hangi davranışlarda görünmesi gerekir?

Bir yöneticinin, eşin, ebeveynin veya öğretmenin otoritesi hangi noktada sınırlandırılmalıdır?

Bu soruların her birinin cevabı farklı olabilir. Fakat güzel bir dinî tartışmanın amacı yalnızca “Ben haklıyım” demek değil, meseleyi daha iyi anlamaktır.

Sonuç: İtaat Baş Eğmekten Çok Yönünü Belirlemektir

Dinimizde itaat denildiğinde yalnızca emir alan ve uygulayan pasif bir insan modeli düşünmek eksik kalır.

İslam’daki itaat; Allah’a bağlılık, Peygamber’in rehberliğini kabul etme, meşru otoriteye uyma, aile içinde sorumlulukları yerine getirme, doğruyu tercih etme ve gerektiğinde anlaşmazlıkları dinin temel ölçülerine göre değerlendirme gibi geniş bir çerçeveye sahiptir.

Kur’an’ın ortaya koyduğu anlayışta Allah’a ve Peygamber’e itaat temel konumdadır. Anlaşmazlıkların da Allah ve Resûlüne götürülmesi istenir. Diyanet Kuranı

Bu nedenle itaat, “Ben artık düşünmeyeceğim” demek değildir.

Daha çok:

“Ben kendi arzumu, egomu ve çıkarımı hayatın tek ölçüsü yapmayacağım.”

demektir.

Belki de işin en güzel tarafı şu:

Gerçek itaat insanı küçültmek zorunda değildir.

Aksine insanı nefsinin, öfkesinin, kibirinin ve bencilliğinin esaretinden kurtarabilir.

Bir insan herkese boyun eğdiğinde özgür olmayabilir.

Ama yalnızca doğru olana bağlandığında, kendi içindeki dağınıklığı toparlamaya başlayabilir.

Ve belki dinimizde itaat kavramını anlamanın en güzel yollarından biri de şu sorudan geçiyor:

“Kime itaat ediyorum?” kadar, “İtaat ettiğim şey beni nasıl bir insana dönüştürüyor?” diye de sormaya cesaret edebiliyor muyum?
 
Üst