Emre
New member
Bir Otobüs Durağında Başlayan Hikâye: Agorafobiye Ne İyi Gelir?
Geçen yıl bir sonbahar sabahıydı. Hava ne tam soğuktu ne de sıcak. Mahalledeki otobüs durağında beklerken eski bir arkadaşım olan Mert'i gördüm. Normalde enerjik, insanlarla kolay iletişim kuran biri olarak tanırdım. Fakat o gün farklı görünüyordu. Sürekli etrafına bakıyor, ellerini cebinden çıkarıp tekrar sokuyor, sanki görünmeyen bir tehlikeyi takip ediyormuş gibi davranıyordu.
Yanına gidip selam verdim.
"İyi misin?" diye sordum.
Bir süre sustu.
"Bugün buraya gelmek bile benim için büyük bir olaydı."
O an ne demek istediğini anlayamamıştım.
Sonradan öğrenecektim ki Mert uzun zamandır agorafobiyle mücadele ediyordu.
Agorafobi Sadece Kalabalık Korkusu Değildir
Forumlarda sıkça görüyorum. Pek çok kişi agorafobiyi yalnızca kalabalık korkusu sanıyor.
Oysa mesele bundan daha karmaşık.
Mert bana yaşadıklarını anlatırken şöyle demişti:
"Kalabalıktan korktuğum için değil. Ya kötü hissedersem ve çıkamazsam diye korkuyorum."
Bu cümle beni düşündürmüştü.
Çünkü korkulan şey çoğu zaman meydanlar, alışveriş merkezleri veya toplu taşıma araçları değil; kontrolü kaybetme ihtimaliydi.
İlginçtir ki agorafobi kelimesi köken olarak Antik Yunan'daki "agora"lardan geliyor. Agora, insanların toplandığı meydanlara verilen isimdi. Binlerce yıl önce insanların buluşma noktası olan yerler bugün bazı insanlar için kaygının sembolüne dönüşebiliyor.
Tarih bazen insan psikolojisine beklenmedik aynalar tutuyor.
Mert'in Planı ve Elif'in Yaklaşımı
Mert bu süreçte yalnız değildi.
Yanında Elif vardı.
Onların hikâyesini izlemek bana insanların aynı soruna ne kadar farklı yollarla yaklaşabileceğini gösterdi.
Mert daha çok çözüm üretmeye çalışıyordu.
Bir defter hazırlamıştı.
Gideceği yerleri listelemişti.
En kolay rotadan başlayıp zorluk seviyesini artırıyordu.
Önce apartmanın önü.
Sonra sokağın köşesi.
Sonra market.
Sonra otobüs durağı.
Sonra birkaç duraklık yolculuk.
Her aşama bir öncekinin üzerine kuruluyordu.
Elif ise farklı bir noktaya odaklanıyordu.
"Bugün ne kadar uzağa gittin?" diye sormuyordu.
"Bunu yaparken nasıl hissettin?" diye soruyordu.
Bir gün Mert markete kadar gidip geri dönmüştü.
Kendisine göre başarısız olmuştu.
Çünkü alışveriş yapamamıştı.
Elif ise gülümsedi.
"Geçen ay marketin tabelasına bile bakamıyordun."
İşte bazen iyileşme mesafe değil, bakış açısı meselesi olabiliyor.
Agorafobiye Gerçekten Ne İyi Geliyor?
Bu süreçte hem onların deneyimlerini hem de psikoloji alanındaki uzman görüşlerini araştırdım.
Karşıma çıkan ortak noktalar dikkat çekiciydi.
Birincisi kaçınmayı azaltmak.
Bu kulağa basit geliyor ama aslında en zor adımlardan biri.
Kaygı yaratan yerlerden uzak durdukça kısa süreli rahatlama yaşanıyor.
Fakat beyin zamanla o yerleri daha tehlikeli algılamaya başlıyor.
Mert'in küçük adımlarla dışarı çıkması bu yüzden önemliydi.
İkincisi profesyonel destek.
Bir psikologla çalışmaya başladıktan sonra ilerlemesinin hızlandığını söylüyordu.
Özellikle bilişsel davranışçı terapi yaklaşımının birçok araştırmada etkili bulunduğunu öğrendim.
Üçüncüsü sosyal destek.
Burada Elif'in rolü büyük olmuştu.
Fakat destek vermek her zaman çözüm üretmek anlamına gelmiyor.
Bazen yalnızca yanında yürümek bile büyük destek olabiliyor.
Beklenmedik Kahraman: Yaşlı Adamın Tavsiyesi
Bir gün parkta otururken yaşlı bir adamla tanıştık.
Mert o günlerde parkın dışına çıkmakta zorlanıyordu.
Adam durumu fark etmiş olacak ki yanımıza geldi.
"Korkudan kurtulmaya çalışmayın."
Mert şaşırdı.
"Neden?"
Adam hafifçe güldü.
"Çünkü korku gitmeyecek diye korkuyorsunuz."
Hepimiz sustuk.
Sonra devam etti.
"Hayatım boyunca korkularımla savaştım. Sonra fark ettim ki bazıları gitmiyor. Ama ben yürümeye devam edince küçülüyorlar."
Bu sözler bilimsel bir terapi tekniği değildi.
Fakat Mert'in uzun süre aklında kaldı.
Bazen insanlar farkında olmadan hayat deneyimlerinden süzülen bilgileri paylaşabiliyor.
Toplumun Görmediği Mücadeleler
Agorafobi yaşayan birçok kişi dışarıdan bakıldığında anlaşılmıyor.
Bir arkadaş toplantısına gelmeyen kişi tembel sanılabiliyor.
Market alışverişini sürekli erteleyen biri sorumsuz olarak görülebiliyor.
Oysa görünmeyen bir savaş veriyor olabilir.
Toplum olarak fiziksel yaraları daha kolay fark ediyoruz.
Psikolojik mücadeleler ise çoğu zaman sessiz yaşanıyor.
Bu nedenle empati büyük önem taşıyor.
Belki de bir insanın ihtiyacı olan şey tavsiye değil, anlaşılmak.
Sizce günlük hayatta kaç kişinin görünmeyen mücadeleler verdiğini fark etmiyoruz?
Dönüm Noktası
Aylar sonra Mert'ten bir mesaj aldım.
"Kahve içmeye gelir misin?"
Adres şehir merkezindeki bir kafeydi.
İlk okuduğumda birkaç kez kontrol ettim.
Çünkü birkaç ay önce evinden birkaç sokak uzaklaşmakta zorlanan kişi aynı insan değildi sanki.
Gittiğimde onu dışarıdaki masalardan birinde otururken gördüm.
Mükemmel değildi.
Hâlâ zaman zaman kaygı yaşadığını söylüyordu.
Ama artık kaygı hayatını yönetmiyordu.
"Bir şey fark ettim," dedi.
"Nihai hedef korkusuz olmak değilmiş."
"Peki neymiş?"
"Korkuya rağmen yaşayabilmek."
Sanırım o gün hepimiz biraz ders aldık.
Son Düşünce
Agorafobiye iyi gelen tek bir sihirli yöntem yok.
Kademeli maruz kalma çalışmaları, profesyonel destek, güçlü sosyal ilişkiler, sabır ve kişinin kendine karşı daha anlayışlı olması birlikte etkili oluyor.
Fakat hikâyenin bana öğrettiği en önemli şey başka bir şeydi.
İyileşme bazen büyük sıçramalarla değil, kimsenin fark etmediği küçük adımlarla gerçekleşiyor.
Belki bugün sadece kapının önüne çıkmak.
Belki markete kadar yürümek.
Belki birkaç dakika otobüs durağında beklemek.
Küçük görünen hangi adımların gelecekte büyük değişimlere dönüşeceğini gerçekten biliyor muyuz?
Geçen yıl bir sonbahar sabahıydı. Hava ne tam soğuktu ne de sıcak. Mahalledeki otobüs durağında beklerken eski bir arkadaşım olan Mert'i gördüm. Normalde enerjik, insanlarla kolay iletişim kuran biri olarak tanırdım. Fakat o gün farklı görünüyordu. Sürekli etrafına bakıyor, ellerini cebinden çıkarıp tekrar sokuyor, sanki görünmeyen bir tehlikeyi takip ediyormuş gibi davranıyordu.
Yanına gidip selam verdim.
"İyi misin?" diye sordum.
Bir süre sustu.
"Bugün buraya gelmek bile benim için büyük bir olaydı."
O an ne demek istediğini anlayamamıştım.
Sonradan öğrenecektim ki Mert uzun zamandır agorafobiyle mücadele ediyordu.
Agorafobi Sadece Kalabalık Korkusu Değildir
Forumlarda sıkça görüyorum. Pek çok kişi agorafobiyi yalnızca kalabalık korkusu sanıyor.
Oysa mesele bundan daha karmaşık.
Mert bana yaşadıklarını anlatırken şöyle demişti:
"Kalabalıktan korktuğum için değil. Ya kötü hissedersem ve çıkamazsam diye korkuyorum."
Bu cümle beni düşündürmüştü.
Çünkü korkulan şey çoğu zaman meydanlar, alışveriş merkezleri veya toplu taşıma araçları değil; kontrolü kaybetme ihtimaliydi.
İlginçtir ki agorafobi kelimesi köken olarak Antik Yunan'daki "agora"lardan geliyor. Agora, insanların toplandığı meydanlara verilen isimdi. Binlerce yıl önce insanların buluşma noktası olan yerler bugün bazı insanlar için kaygının sembolüne dönüşebiliyor.
Tarih bazen insan psikolojisine beklenmedik aynalar tutuyor.
Mert'in Planı ve Elif'in Yaklaşımı
Mert bu süreçte yalnız değildi.
Yanında Elif vardı.
Onların hikâyesini izlemek bana insanların aynı soruna ne kadar farklı yollarla yaklaşabileceğini gösterdi.
Mert daha çok çözüm üretmeye çalışıyordu.
Bir defter hazırlamıştı.
Gideceği yerleri listelemişti.
En kolay rotadan başlayıp zorluk seviyesini artırıyordu.
Önce apartmanın önü.
Sonra sokağın köşesi.
Sonra market.
Sonra otobüs durağı.
Sonra birkaç duraklık yolculuk.
Her aşama bir öncekinin üzerine kuruluyordu.
Elif ise farklı bir noktaya odaklanıyordu.
"Bugün ne kadar uzağa gittin?" diye sormuyordu.
"Bunu yaparken nasıl hissettin?" diye soruyordu.
Bir gün Mert markete kadar gidip geri dönmüştü.
Kendisine göre başarısız olmuştu.
Çünkü alışveriş yapamamıştı.
Elif ise gülümsedi.
"Geçen ay marketin tabelasına bile bakamıyordun."
İşte bazen iyileşme mesafe değil, bakış açısı meselesi olabiliyor.
Agorafobiye Gerçekten Ne İyi Geliyor?
Bu süreçte hem onların deneyimlerini hem de psikoloji alanındaki uzman görüşlerini araştırdım.
Karşıma çıkan ortak noktalar dikkat çekiciydi.
Birincisi kaçınmayı azaltmak.
Bu kulağa basit geliyor ama aslında en zor adımlardan biri.
Kaygı yaratan yerlerden uzak durdukça kısa süreli rahatlama yaşanıyor.
Fakat beyin zamanla o yerleri daha tehlikeli algılamaya başlıyor.
Mert'in küçük adımlarla dışarı çıkması bu yüzden önemliydi.
İkincisi profesyonel destek.
Bir psikologla çalışmaya başladıktan sonra ilerlemesinin hızlandığını söylüyordu.
Özellikle bilişsel davranışçı terapi yaklaşımının birçok araştırmada etkili bulunduğunu öğrendim.
Üçüncüsü sosyal destek.
Burada Elif'in rolü büyük olmuştu.
Fakat destek vermek her zaman çözüm üretmek anlamına gelmiyor.
Bazen yalnızca yanında yürümek bile büyük destek olabiliyor.
Beklenmedik Kahraman: Yaşlı Adamın Tavsiyesi
Bir gün parkta otururken yaşlı bir adamla tanıştık.
Mert o günlerde parkın dışına çıkmakta zorlanıyordu.
Adam durumu fark etmiş olacak ki yanımıza geldi.
"Korkudan kurtulmaya çalışmayın."
Mert şaşırdı.
"Neden?"
Adam hafifçe güldü.
"Çünkü korku gitmeyecek diye korkuyorsunuz."
Hepimiz sustuk.
Sonra devam etti.
"Hayatım boyunca korkularımla savaştım. Sonra fark ettim ki bazıları gitmiyor. Ama ben yürümeye devam edince küçülüyorlar."
Bu sözler bilimsel bir terapi tekniği değildi.
Fakat Mert'in uzun süre aklında kaldı.
Bazen insanlar farkında olmadan hayat deneyimlerinden süzülen bilgileri paylaşabiliyor.
Toplumun Görmediği Mücadeleler
Agorafobi yaşayan birçok kişi dışarıdan bakıldığında anlaşılmıyor.
Bir arkadaş toplantısına gelmeyen kişi tembel sanılabiliyor.
Market alışverişini sürekli erteleyen biri sorumsuz olarak görülebiliyor.
Oysa görünmeyen bir savaş veriyor olabilir.
Toplum olarak fiziksel yaraları daha kolay fark ediyoruz.
Psikolojik mücadeleler ise çoğu zaman sessiz yaşanıyor.
Bu nedenle empati büyük önem taşıyor.
Belki de bir insanın ihtiyacı olan şey tavsiye değil, anlaşılmak.
Sizce günlük hayatta kaç kişinin görünmeyen mücadeleler verdiğini fark etmiyoruz?
Dönüm Noktası
Aylar sonra Mert'ten bir mesaj aldım.
"Kahve içmeye gelir misin?"
Adres şehir merkezindeki bir kafeydi.
İlk okuduğumda birkaç kez kontrol ettim.
Çünkü birkaç ay önce evinden birkaç sokak uzaklaşmakta zorlanan kişi aynı insan değildi sanki.
Gittiğimde onu dışarıdaki masalardan birinde otururken gördüm.
Mükemmel değildi.
Hâlâ zaman zaman kaygı yaşadığını söylüyordu.
Ama artık kaygı hayatını yönetmiyordu.
"Bir şey fark ettim," dedi.
"Nihai hedef korkusuz olmak değilmiş."
"Peki neymiş?"
"Korkuya rağmen yaşayabilmek."
Sanırım o gün hepimiz biraz ders aldık.
Son Düşünce
Agorafobiye iyi gelen tek bir sihirli yöntem yok.
Kademeli maruz kalma çalışmaları, profesyonel destek, güçlü sosyal ilişkiler, sabır ve kişinin kendine karşı daha anlayışlı olması birlikte etkili oluyor.
Fakat hikâyenin bana öğrettiği en önemli şey başka bir şeydi.
İyileşme bazen büyük sıçramalarla değil, kimsenin fark etmediği küçük adımlarla gerçekleşiyor.
Belki bugün sadece kapının önüne çıkmak.
Belki markete kadar yürümek.
Belki birkaç dakika otobüs durağında beklemek.
Küçük görünen hangi adımların gelecekte büyük değişimlere dönüşeceğini gerçekten biliyor muyuz?