Abdülhamid'e neden Kızıl Sultan demişler ?

Huri

Global Mod
Global Mod
Sessiz Bir Akşamda Başlayan Tarih Sohbeti

Geçenlerde eski tarih kitaplarını karıştırırken karşıma yıllardır tartışılan bir isim çıktı: II. Abdülhamid… Sayfaların arasında yalnızca bir padişahın hayatı değil, aynı zamanda bir imparatorluğun son dönemindeki korkular, umutlar, siyasi hesaplar ve insan hikâyeleri vardı. Bu konuyu bir forumda paylaşmak istedim çünkü Abdülhamid hakkında konuşulduğunda çoğu zaman tek bir kelime öne çıkıyor: “Kızıl Sultan”.

Peki gerçekten neden böyle denildi? Bu ifade bir tarih gerçeği miydi, yoksa dönemin siyasi mücadelelerinin oluşturduğu güçlü bir propaganda mıydı?

Bir akşam dedemden kalan eski bir tarih defterini incelerken hayal ettiğim bir hikâyeyle bu sorunun peşine düştüm. Hikâyemizde İstanbul’un dar sokaklarında yaşayan, tarihe farklı gözlerle bakan üç kişinin yolculuğuna konuk olacağız. Çünkü tarih sadece saraylarda değil, halkın evlerinde, kahvehanelerde ve insanların hafızalarında da yaşar.

Sarayın Gölgesindeki İmparatorluk

1890’lı yılların İstanbul’unda geçen hikâyemizin ilk karakteri Ahmet Bey’di. Kendisi devlet memurluğundan emekli olmuş, siyaseti yakından takip eden, olaylara çözüm arayan biriydi. Ahmet Bey her sabah gazetesini alır, Avrupa’dan gelen haberleri, Osmanlı topraklarındaki gelişmeleri ve saraydaki kararları dikkatle incelerdi.

Ona göre bir devlet, yalnızca güçlü ordularla değil, doğru stratejilerle ayakta kalabilirdi.

Bir gün kahvede arkadaşlarıyla konuşurken şöyle dedi:

“Bu dönem kolay değil. Avrupa devletleri Osmanlı’nın zayıflamasını bekliyor. İçeride farklı gruplar, dışarıda büyük güçler var. Bir hükümdarın her kararının arkasında büyük bir hesap olmalı.”

Ahmet Bey’in karşısında oturan Mehmet Efendi ise farklı düşünüyordu:

“Doğru söylüyorsun ama devlet yönetimi sadece hesap kitap değildir. İnsanların ne hissettiğini de anlamak gerekir.”

Bu sözleri söyleyen Mehmet Efendi’nin kızı Zeynep Hanım, dönemin eğitimli kadınlarından biriydi. Zeynep Hanım mahalledeki çocuklara ders verir, kadınlarla sohbet eder, toplumdaki değişimleri gözlemleyerek insan hikâyelerini dinlerdi.

Ona göre tarih yalnızca padişahların kararlarından oluşmazdı. Bir annenin korkusu, bir esnafın geçim kaygısı veya bir gencin özgürlük isteği de tarihin parçasıydı.

“Kızıl Sultan” İsminin Ortaya Çıkışı

II. Abdülhamid, 1876 yılında tahta çıktı. Osmanlı Devleti o dönemde büyük bir kriz içindeydi. Balkanlarda isyanlar yaşanıyor, Avrupa devletleri Osmanlı üzerindeki baskılarını artırıyordu. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından devlet ciddi toprak kayıpları yaşadı.

Abdülhamid’in yönetim anlayışı zaman içinde tartışmalı hale geldi. 1878’de Meclis-i Mebusan’ı kapatarak yönetimde daha merkezi ve kontrollü bir sistem kurdu. Basın üzerindeki denetim arttı, siyasi muhalefete karşı sert tedbirler alındı.

Özellikle Jön Türkler ve bazı muhalif çevreler, Abdülhamid dönemindeki baskıcı uygulamaları eleştirerek ona “Kızıl Sultan” lakabını kullandılar.

Bu ifade özellikle Avrupa basınında ve Osmanlı karşıtı çevrelerde yaygınlaştı. “Kızıl” kelimesi burada kan, şiddet ve zulüm çağrışımı yapmak amacıyla kullanılmıştı. Ancak tarihçiler arasında bu tanımın ne kadar objektif olduğu hâlâ tartışılır.

Zeynep Hanım bir gün Ahmet Bey’e şöyle sordu:

“Bir insanı yalnızca onu eleştirenlerin verdiği isimle tanımlamak doğru olur mu?”

Ahmet Bey düşündü:

“Belki de olmaz. Ama yaptığı uygulamaları da görmezden gelemeyiz.”

İşte tarihin zor tarafı burada başlıyordu. Bir lider hem bazı kararları nedeniyle eleştirilebilir hem de dönemin şartları içinde farklı yönleriyle değerlendirilebilir.

Sadece Bir Lakaptan Fazlası: Dönemin İnsanları Ne Yaşıyordu?

Bir süre sonra hikâyemizin kahramanları İstanbul’un farklı bölgelerinde yaşayan insanlarla konuşmaya başladı.

Terzi Hasan Usta, Abdülhamid döneminde devletin güvenlik politikalarını destekleyenlerden biriydi.

“Memleket çok karışık bir zamandan geçiyordu. Her tarafta ayrılık hareketleri vardı. Devletin ayakta kalması için düzen gerektiğini düşünüyordum.”

Ancak genç öğretmen Elif Hanım farklı bir bakış sundu:

“Düzen önemli ama insanların düşüncelerini ifade edebilmesi de önemli. Bir toplum korkuyla değil, güvenle güçlenir.”

Bu konuşmalar Ahmet Bey ve Zeynep Hanım’a önemli bir şey gösterdi: Tarih tek bir renkten oluşmuyordu.

Erkek karakterlerimiz olaylara daha çok devlet yönetimi, strateji ve siyasi sonuçlar açısından yaklaşırken; kadın karakterler insanların yaşadığı duygusal etkileri, toplumsal ilişkileri ve günlük hayatın değişimini daha fazla ön plana çıkarıyordu. Ancak bu fark bir üstünlük meselesi değildi. Tam tersine, olayları anlamak için iki bakış açısının da gerekli olduğunu gösteriyordu.

Ahmet Bey kararların arkasındaki siyasi hesapları görürken, Zeynep Hanım o kararların sıradan insanların hayatındaki etkilerini fark ediyordu.

Tarih belki de ancak bu iki pencere birleştiğinde daha iyi anlaşılabilirdi.

Abdülhamid’in Diğer Yüzü: Eleştiriler ve Başarılar

II. Abdülhamid yalnızca baskıcı yönetimiyle anılan bir hükümdar değildi. Onun döneminde eğitim kurumları açıldı, demiryolu projeleri geliştirildi, haberleşme alanında yatırımlar yapıldı. Özellikle Hicaz Demiryolu gibi projeler dönemin önemli girişimleri arasında yer aldı.

Ancak aynı zamanda siyasi özgürlüklerin sınırlandırılması, sansür uygulamaları ve muhaliflere yönelik baskılar nedeniyle ciddi eleştiriler aldı.

Bu nedenle Abdülhamid hakkında yapılan değerlendirmeler genellikle iki uç arasında kalır. Bir kesim onu Osmanlı’nın dağılmasını geciktirmeye çalışan güçlü bir stratejist olarak görürken, başka bir kesim onu otoriter yönetimi nedeniyle eleştirir.

Tarihçi Bernard Lewis gibi bazı araştırmacılar da Abdülhamid döneminin bu karmaşık yapısına dikkat çekmiştir. Modern tarih çalışmalarında ise tek taraflı kahramanlık veya suçlama yerine dönemin siyasi şartları içinde değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanır.

Bir Lakabın Ardındaki Büyük Tartışma

Yıllar sonra Ahmet Bey ve Zeynep Hanım aynı masada oturup eski konuşmalarını hatırladılar.

Zeynep Hanım gülümsedi:

“Bence asıl soru şu: Bir lideri değerlendirirken onun düşmanlarının sözlerini mi, taraftarlarının sözlerini mi dinlemeliyiz?”

Ahmet Bey cevap verdi:

“Belki ikisini de dinlemeliyiz. Çünkü gerçek tarih, sadece sevgiyle veya öfkeyle yazılmaz.”

Bugün hâlâ II. Abdülhamid’e “Kızıl Sultan” denilip denilemeyeceği tartışılıyor. Ancak bu tartışmanın kendisi bile bize tarihin ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor.

Bir dönemi anlamak için sadece kişilere değil, o kişilerin yaşadığı şartlara da bakmak gerekiyor.

Belki de asıl ders şudur:

Tarih bize kesin cevaplar vermekten çok, doğru soruları sormayı öğretir.

Sizce II. Abdülhamid’e verilen “Kızıl Sultan” adı tarihsel gerçekleri mi yansıtıyordu, yoksa siyasi mücadelenin oluşturduğu bir imaj mıydı? Bir lideri değerlendirirken başarıları ve hataları birlikte ele alınmalı mı?

Yorumlarda sizin tarih anlayışınızı ve bu konudaki düşüncelerinizi okumak isterim.
 
Üst